
Tatlı,ekşi ya da acı..bazen hatırı keyifli bazen hatırı sıkıntılı anılar,gözlemler,görüşler ve bilgiler.. daha özellikli..yaşadıklarımdan paylaşmaya değer bulduklarım, tavsiyeler ve size sorularım.. sinema,müzik,toplum,mizah,hayvanlar,edebiyat,medya ve futbol..belki de biraz ilişkiler.. ıhlamur kıvamında okunası dingin paylaşımlar.. iç sesi fısıldamalar..yaz gibi oku gibi.. Kedi Resmi:Adnan Bostancıoğlu
30 Eylül 2009 Çarşamba
26 Eylül 2009 Cumartesi
17 - Manowar'dan türkçe şarkı

Heavy-Metal grupları içerisinde çok eskiden beri sevip dinlediğim ve ayrı bir yere koyduğum Manowar (Yedikule konserine gidemeyişimden ötürü hala kendime inanamıyorum) yeni albümleri Thunder in the sky'da 16 dilde versiyonu olan türkçe bir şarkı seslendirdiler.Bu hoş jesti yan sütundan dinleyebilirsiniz.
BABA-Beni küçükken elimden tuttun baba, bil isterimŞimdi anladımSuçtan hakkı böldünÖrnek oldunVerdiğin bağışHepten üstünBeni hiç kırmadınGüçlendirdinYanlışım da olsaHatam olsaHem sevinir, hemSavaşırdıkSen yine bilirdinDoğru olan senBenimlesinSözlerimdeGeçen zamanGünün her vaktindeVar olmamSenin sayendeBizlere yaşadınŞimdiye dekO sağlam ellerinToprağı işletirO sağlam ellerinAlmayıp verirSenin sayendehayatı tanıdımBenimlesinSözlerimdeGeçen zamanGünün her vaktindeVar olmamSenin sayendeBaba, ben ve senBiliriz kiBana dediğin her söz doğru
12 Eylül 2009 Cumartesi
16 - Naylon Çuval
"Parti başkanı gibi" başlığını atmış yayınlayan gazete..gibisi fazla..siyasette de bu kalıp tutuyor zaten bu ülkede..bana sürekli telefon açıp köpüren bir arkadaş vardı..Her telefonunda "Kurtlar Vadisi'ni izledim,bu hafta koru kendini" şeklinde şeyler..üzülürdüm nolacak sizin realiteniz diye:) buyrun hayali kahramanın filminden acı gerçekler: S. W. Marshall: " (Sam) Bak, Türk..
Tam 15 yıldır bu bölgedeyim ve Türkleri çok iyi tanırım. övünmeyi seversiniz.. Sizin kendi kurallarınız kendi kırmızı çizgileriniz vardır, değişmez Irak politikalarınız vardır.. ve hep biz istemesek burada kimse bir şey yapamaz dersiniz.. Sana bir şey söyleyeyim mi? Kırmızı çizgilerinizi çoktan sildik.. Irak politikanızın içine ettik. Sizi anlamıyorum, yani bunu alınmadınız da başınıza geçirilen iki çuvala mı alındınız?
Bunu adamlarınıza söyleyin. Birleşik devletler son elli yıldır size para ödüyor.. Donunuzun lastiğini bile size biz gönderiyoruz.. Neden bir şey üretemiyorsunuz? Para diyorsunuz yolluyoruz, daha fazla istemek için mi birbirinizi dolandırıyorsunuz? silah istiyoruz dediniz gönderdik, savaşmayı kabul ettiniz.. Ama askerlerinizi gödermeden pazarlığa kalktınız, ve sonra yine para istediniz. Nasıl unutursunuz komünistlerden kurtarmamız için yalvardığınızı? Niye alındığınızı söyleyeyim.. Çünkü artık size ihtiyacımız yok. .Polat Alemdar: Ben siyasi parti lideri değilim. Diplomat ya da asker de değilim. Aynen senin de dediğin gibi ben Türküm. Ve bir Türkün kafasına çuval geçirecek adamın dünyasını başına yıkarım! Şimdi kes sesini (Elindeki çuvalı Sam'in yüzüne fırlatır) ve tak şunu!
Tam 15 yıldır bu bölgedeyim ve Türkleri çok iyi tanırım. övünmeyi seversiniz.. Sizin kendi kurallarınız kendi kırmızı çizgileriniz vardır, değişmez Irak politikalarınız vardır.. ve hep biz istemesek burada kimse bir şey yapamaz dersiniz.. Sana bir şey söyleyeyim mi? Kırmızı çizgilerinizi çoktan sildik.. Irak politikanızın içine ettik. Sizi anlamıyorum, yani bunu alınmadınız da başınıza geçirilen iki çuvala mı alındınız?
Bunu adamlarınıza söyleyin. Birleşik devletler son elli yıldır size para ödüyor.. Donunuzun lastiğini bile size biz gönderiyoruz.. Neden bir şey üretemiyorsunuz? Para diyorsunuz yolluyoruz, daha fazla istemek için mi birbirinizi dolandırıyorsunuz? silah istiyoruz dediniz gönderdik, savaşmayı kabul ettiniz.. Ama askerlerinizi gödermeden pazarlığa kalktınız, ve sonra yine para istediniz. Nasıl unutursunuz komünistlerden kurtarmamız için yalvardığınızı? Niye alındığınızı söyleyeyim.. Çünkü artık size ihtiyacımız yok. .Polat Alemdar: Ben siyasi parti lideri değilim. Diplomat ya da asker de değilim. Aynen senin de dediğin gibi ben Türküm. Ve bir Türkün kafasına çuval geçirecek adamın dünyasını başına yıkarım! Şimdi kes sesini (Elindeki çuvalı Sam'in yüzüne fırlatır) ve tak şunu!
Kurtlar Vadisi,Türk oyunculuk tarihinde acuze bir durum yarattı.Rolüyle özdeşleşmenin ötesinde onu yaşayan tipler..Kimi komedyenken kabadayı oldu çıktı başımıza,kimi Kıbrıs'da bilmem kaç Rum askeri öldürdüğünü söyleyecek kadar hayale vurdu kendini.Yazık.Oynayan böyle ise izleyen nasıl inanmasın yazılıp sahnelenenlere?Gerçi Polat filmde "Ben siyasi parti lideri değilim"dese de ister istemez olmuş bile:) İçerik karmaşası içinde neyi kime hedef aldığı belli olmayan ve sadece ve sadece ritmi ayakta tutmak adına her yere gönderme yapma işleviyle yapay bir gündeme savrulan bu dizi "naylon bir torba".Oysa artık tüm dünya naylon torbayı yasaklıyor.Çağa ayak uydurmak konusunda artık geri kalıyor ne yazık ki bu dizi.
15 - "Pisi Pisi"ne

İnsanlarımızın kendi canlarını bile sadece "O an" düşündüklerini ve kendilerinden başka canlıların varlığını felaketler olmadan dahi farketmediklerini düşünürsek bu kadar "telef" (insan için artık daha yakışıyor bu kelime) e şükretmek bile gerekiyor.Hayvanseverlerin sağduyusu ve aktif hayvanseverlerin enerjileri ile (çünkü üşenmemektir aslolan) epey bir "can" kurtuldu. Allah hepsinden razı olsun.Canveren hayvanlar (kedilerdi) çırpınarak "pisi pisi"ne öldüler. Kaçamadıkları,kafeslere sıkışıp kaldıkları için.Yakınımdaki sokak hayvanlarının günlük hayatlarına katkıda bulunma gayretim devam ederken bile orada o felakete uzanamamak içimi çok acıttı.Umarım bundan sonraki yaşamlarına daha iyi şartlarda ve daha acısız devam ederler.Ve umarım vicdanlar daha hassas olur "diğerleri" konusunda.
4 Eylül 2009 Cuma
14 - İlk Ofsayt

Aşk-ı Memnu yeşil sahalara döndü ve gündeme birçok soru işareti bırakmak gibi bir oyun sistemi ile bu sezon devam edeceğinin sinyallerini verdi.Beraberinde birçok tartışma yarattı ki “kedi kim?” tartışması bunların başında geliyor.Devamlılık anlamında oyunculardaki yaz esmerlikleri ve Nihat’ın yeni dublajı da eleştiriler arasında.Birçoğuna alışılacak ve çoğu düzeltilecektir.Fakat benim gözüme takılan bir sahne vardı ki buna forumlarda pek rastlayamadım.Bihter’in tekneye gidip Behlül’le konuştuğu sahnelerde Behlül’ün sevişme gecesine dair tahmin ve yorumları,cep telefonu kapalı şekilde sızmış kalmış bir insanın bilgisi olabilecek yorumlar değildi pek.Neticede Behlül’ün balıkçı kaptanın cep telefonundan evde Nesrin ile yaptığı konuşmanın birebir verildiği düşünülürse Behlül, Süleyman Efendi’nin saksılarla ilgili “Kedi yorumunu” nereden biliyordu? Diyelim ki tekneye kıyıdan botla gelirken iki çift kelam eylediler.O vakit tekneden ta ki içeri girene dek suskun kalan ikilinin ilk diyalogları neden “telefonun kapalı" olur? Devamında matmazel ve anne seçeneklerini sunar Bihter.Behlül’ün buna cevabı “önce Nihal çıktı karşıma demiştin" olur.Bunu Bihter yola gelirken Behlül’ün kapalı olan cep telefonunun sekreterine not bırakır.Behlül’ün ayfonu,Nesrin şarj cihazı getirene kadar kapalıdır ve o notu henüz dinlememiştir.Muhtemelen botta laflanmıştır diyeceğim tekrar ama o zaman mevzu başlayınca içeriye kadar neden uzun bir suskunlukla ara verildi anlaşılmıyor. Behlül’ün ağzından çıkan tek gerçekçi bilgi Nesrin’den matmazel’in evine gittiği bilgisi idi. Yani pek sonradan kurtarılamayacak bir devamlılık hatası ile başladı dizi ama olsun Yaz rehaveti atılınca bunlarla karşılaşılmayacaktır diye düşünüyorum Türkiye’nin en çok izlenen dizisinde.
13 - Lost ve Dublaj

Uzun süredir bu konuda yorum yazmak istiyordum ki ekşide falan yazmadığım için üye olduğum bir Lost grubunda bu tartışmanın tazece açıldığına denk geldim.Tabi ilk yorumlar birçok forumda olduğu gibi "Dublajlı Lost iğreanç"şeklindeydi ve tabi ki ilk karşı yorum benden geldi.Devamında her iki tercihten görüşler geldiğini gördüm.Şahsi görüşlerim şu doğrutudadır:
Ben rastgele seçerek online izlediğim için her iki şekilde de izledim.Lost’u izlemenin keyfi dublajlı izlemekle çıkar.Backgroundunda bu kadar detay barındıran bir diziyi altyazı takip etme çabası içerisinde izlemek bu detayların büyük oranda gözden kaçmasına neden olacaktır.Hele ki orijinal dil ile altyazının okuma sürelerinin farklılıkları (hele hele Sun ile Jin’in yerel diyalog sahnelerinde) çok farklı olacağından bu takip çabası da kaçınılmaz oluyor.Kate ve Sawyer’ın sesleri orjinalinde çok cılız ve ruhsuz.Seslendirme sanatçıları resmen birçok karaktere etkili tonlamalarını orjinalinden daha etkili yaşatmışlar.Özellikle Sawyer’ın ve John Locke’ın dublajını tavsiye ederim(+Hurley).Zaten Hurley’in “Moruk”, Desmond’un “Bilader” diyişini dublajlı dinlemediyseniz Lost’u oturun baştan izleyin derim. Altyazı izleyen arkadaşlar alışkan oldukları için yadırgayabilirler ama dublaj özellikle bu dizide %20 daha bir tat katan bir etken.
12 - Şimdi Adana'da olmak vardı anasını satayım!
Keşke bu maça gidebilseydim.Dünyanın en "sol" futbol takımı Türkiye'de ve Beşiktaş'dan sonra en sevdiğim kulüp olan "işçi kökenli" Adanademirspor ile karşılaşacak.Sevdiklerim bahse göre Livorno'nun ülkemizdeki iki kardeş kulübü imiş. Tarihi bir organizasyon.Demirspor taraftarı heyecan içinde hazırlanıyor.Kimin kazanacağının önemi olmayan bir maç.Tribunler maçtan çok ilgi çekecek.Umarım yayınlayacak olan kanal bu durumu gözardı etmez.(ekşide bir user'ın talep ettiği gibi keşke Ulusal Kanal yayınlayabilse) Livorno hoşgelmiş,sefa gelmiş,"Asi ve Mavi"ler harika karşıladılar onları.Bu da endüstriyel futbola bir şut olsun.Hem de Hasta siempre! karşılama fotografları:http://demirgibiyiz.blogspot.com/2009/09/compagni-livorno.html
3 Eylül 2009 Perşembe
11 - Ska-P

Ska-p! Devrimci müziğin şen şakrak çocukları.Bizde de Bandista yakın bir örnek gösterilebilir.harika bir futbol marşı yorumları var(Athena nerelerden arak bkz) Hem de konser.Paylaşmadan duramam.Yanda dinleyebilirsiniz..Hasta Siempre!
Not:imeem adresim: http://www.imeem.com/people/xm7fSJV
10- kafadan koptum
1 Eylül 2009 Salı
9 - sevdiğim sahneler
yani şimdi ne bu gerilim,bu heyecan?.. sahnenin sonunda "oh olsun" dedim gereksiz adrenalin harcayıp harcatanlara.Dizide en sevdiğim bir karakterdir kendisi aynı zamanda.Finalde izleyin sevimli DOST'u.
8- E peki biraz futbol

Yakın çevrem futbol ağırlıklı bir blog oluşturacağımı beklerken ben bu konuda henüz ilk yazımı yazıyorum. O da Beşiktaş'ın ligdeki durumu (ki bu neden acıklı bir ifade ile söylenmektedir anlamam) ile diğer 2 büyük takımın hızlı başlangıçları arasındaki farkın çok sesli dile getirilmesindendir.Bu ses erken bir ses olduğunun farkında değil (ki yanılabilirim/siniz bunu kimse bilemez) ve bilinmesi gereken sadece kendileri adına değil tüm takımlar adına erken bir ses.İki büyük takım şampiyonluğunu şimdiden ilan etti.Trabzonu ve Sivas'ı ortalara,Denizlispor'u,Kasımpaşa'yı kümeye gönderdik bile daha 4.haftada.Hadi taraftarı geçtim spor medyası ve yazar yorumcuları dahi Beşiktaş'ın bu durumunun(!) ağıdına düşmüş durumda.Tabi Beşiktaş diğer iki büyük arasında henüz bırakın 4 de 4 yapmayı 3 maçını yenememişken (ama hala yenilmemişken) bu sene bir "cacık" olmayacağına kendi taraftarlarımız dahi inanmaya belki de bu rüzgara kanmaya başladı.Geçen seneki panoramayı ne çabuk unuttuk.Ligin 17. haftasında,yani ilk devrenin son haftasında Beşiktaş 6.sırada idi.Galatasaray ve Fenerbahçe o günkü tabloda yine ilk 5'de idi.O gün yine Mustafa Denizli'yi umut olarak görmeyenler ligdeki tabloya bakarak Beşiktaş'a değil kendilerine şans tanıyorlardı.Ha deniliyor ki geçen sene ile bu sene arasında fark var.Bu sene transferler etkili imiş.Geçen sene diğerleri kötü olduğundan Beşiktaş şampiyon olmuş.Öncelikle herkesin aynı olduğu,aynı neticeleri aldığı bir ligde herkesin şampiyon olması gerekir.İlla ki birileri kötü olacak ki bir diğeri üste çıksın.Bu bir bahane olduğu gibi transferlerin yıldan yıla değişkenliği uzun vadede(sabırsız ruhlar için en az ilk yarı bitimi diyorum) ancak etkili olabilir.Kulüpler şu an için yine "para harcamıştır".O paraların dönüşü 34.hafta sonunda itibariyle makbul olacaktır veya olamayacaktır.Evet Beşiktaş geçen sene lige hızlı başlamıştı ama sonra inişe geçti.İkinci devrede ise kendini oturttu,kimliğini buldu.Şu anda takınılan tavır "4 de 0" gibi bir durum ki bu sadece gaflet.Ben susmaya ve beklemeye devam ediyorum.Mustafa Denizli'ye de takıma da güveniyorum.Bize yakışan sabırla beklemek,taraftarından futbolcusuna güvenimizi kaybetmemektir.
29 Ağustos 2009 Cumartesi
7- Kamyonlar Kavun Taşır

Kamyona binmeyeli 20-25 yıl oldu sanırım.Küçükken halamların sebze kamyonuna binerdim sağa sola yüklemeye gittiğinde.Sonra genç iken Marmaris-Datça arasında Çubucak kampı'ndan Marmaris'e gidişlerde otostop çekerdik kamyonlara.Bir keresinde üstü brandalı bir buz kamyonunun üstünde gitmek zorunda kalmıştım.Epey üşümüştü kıçım.Şimdi İstanbul'daki eşyalarımın nakliyesi için "nasolsa zamanın geniş"diyerek bindim ben de salına salına ineriz ege'ye diyerekten.Daha binmeden gece Kartal'da kamyonun bozulduğunu görünce 3 saat şoförün tamiratına yardım ederek bekledik.Sonra kamyonda uyuyarak sabahı ettik ki bir tamirci bulalım.Bu işleri halledip yola koyulduğumuzda öğlen 12 idi ve 14 saat rötar yapmıştık.Körfezi dolaşarak,rampaları ağır ağır aşarak,Bandırma,Balıkesir ve yük boşaltarak tam 24 saatte yolculuğumuzu tamamladık.Kara trafiğinden normalde nefret eden ben epey keyifli bir yolculuk yapmıştım.Zaten mayıs başından beri tüm ege'de yaptığım yolculukları hesaba katılırsa ülkenin batı şeridini yakında iyice ezberleyeceğim.Zamanının olması ve bu geniş zamanlı,yetişmesiz, telaşsız yolculuğu tercih etmem isabet olmuş.Cahit Külebi'ye saygıyla;kamyonlar kavun taşır /ben hep seni düşünürdüm / niksar’da evimizde / küçük bir kuş kadar hürdüm (yan tarafta Yaşar Kurt'dan dinleyebilirsiniz)
6- Balığa yazık olabilir

Rakıyı çok severim.Balığı da çok severim.Bu ikisi konusunda çok bilmişlik yapanları ise sevmem.İster elimle yerim ister çatalla.İster ağzımla içerim ister yüzümle.Bu kısıtlamalardan uzak durup,rakıdan aldığı destekle çıkan içten muhabbeti sevenlerle içmeye devam ediyorum.Tabi ikinci kadehte kendini dağıtanlar değil bu yazının konusu.Neyse,konu şu ki;nette bir araştırma yaptım ve yaparken çabuk sıkıldım.Rakıyı balıkla sevenler tabi ki çoğunlukta.Ben azınlık kısmındayım.Bu konuda ağzımın tadını bilmediğimi söyleyenler neden bu konuda "ağızbirliği" etmemizi isterler anlamam ama ben rakının balık ile lezzetli olmadığı konusunda Tuğrul Şavkay'la hem fikirim ve balığa şarabı,rakıya kırmızı eti çok daha uygun görüyorum.Ama kesin kez olmaz demiyorum.Oraya geleceğim.Rakı içerken balık yiyenlerin o balıktan fosfordu vs.fayda sağladıklarını sananlara sadece tokluk hisleri içerisinde afiyet olsun diyorum.Rakı-balık ikilisinin bir tüketim paketi,bir geleneksel kalıp olduğunu,ve aslında bir delinin attığı taşı çıkartmaya cesaret edememezlik olduğunu düşünüyorum.Ha bu ikiliyi yukarıdaki görüntünün muhteşemliğini yadsımadığımı da şu düşüncemle açıklıyorum; Balık yenir,biter,faydalanılır.Bir 15 dk mideye inişine izin verilir,üstüne rakı mezeyle devam eder.Evet şarap da alkol ve onunla da faide kısmı minimuma inmektedir fakat lezzet olarak en azından rakıdan daha yerindedir. Kişisel beğenim ve düşüncem olarak doğruluğuna da çok inanıyorum bu durumun.
25 Ağustos 2009 Salı
5- Vergili Gölgelik

Bugün sahilde iki yaşlı amca aralarında sohbet ediyorlardı.Rüzgar sohbeti 2-3 metre yakınlarındaki bana ulaştırıyordu."1972'de "diye başladı sohbete arkası dönük olan "benim oturduğum sokakta 3 tane araba vardı.Birisi 39 model bir Dodge,bir tanesi 59 model bir Plymouth bir tane de benim 59 model Opel" dedi ve devam etti "şimdi her sokakta çift sıra otomobiller.Minibüsler geçemiyor"diğeri tamamladı "Yakında biz yürümeyeceğiz bırak minibüsü".Devam etti arkası dönük olan "Noluyor bu kadar araba?" yanıtladı diğeri "Yatıyor" . Devam ettiler sohbetlerine.Aynı aileden birkaç kişinin araba sahibi olması fakat ne yolların ne masrafların arabaları kullanmaya yeterli olmaması ama bu çılgınlığın devam ettiğinden dem vurdular.İşin o yönü önemliydi.Araba sahibi olmak,soför olmaktan daha fazla haz veren bir duygu olsa gerek ki bu "yatır tüketimi" dur durak bilmiyor.Hayır yani günümüzde araba sahibi olmanın çok da bir miktar gerektirmeyen birşey olduğu düşünülürse bu farklılığın farklılık olmadığı ne zaman algılanacak.Tek sevindiğim şey,yaz günleri sokak köpekleri sıcaklardan korunmak için bu yatan arabaların gölgelerine sığınıyor.Sahipleri de bilmeden sevaba giriyorlar. Allah razı olsun.Vergili gölgelik.
Not: Yukarıdaki sohbet yazlık bir yerleşim biriminin serzenişidir:)
24 Ağustos 2009 Pazartesi
4- 3P

Fikret Başkaya'nın konuyla ilgili yazısında dediği gibi "maddi şeylerle mutlu olunmaz üstelik bir de lüzûmsuzsa"..(sayayım mı evinizdeki lüzumsuzları?).Görüntülü sohbet bu denli muhteşem ve elzem bir durum mudur? 1 yerine 9 baz istasyonu.Yaklasik olarak 400 metrede bir baz istasyonu gerektiriyormuş sistem.Baz istasyonlarının yanında örümcek bile olmaz.Teknoloji çılgınlığı üzerine nutuk atmayacağım.Neticede eğlenmeye(!) çıktığımız akşam boyunca cep telefonumuzdan internete anında iletiler,fotograflar yüklüyen bir alışkanlık kazandık.Eğlenmene,yemene baksana arkadaş diyeceğim ama bu sistem de işte bu"gösteriş merakı/yalnızlık/doyumsuzluk" üçgeni içerisinde sıkışmışlığın minik bir göstergesi.Netice itibariyle herkese hayırlı olsun ama bana da kimse organik gıda heveslisi gözükmesin bu ilerlemeleri savunurken.
3- zaman zaman sağlama yapmak

Farkettiklerim etiketi altında yazdıklarımı itham konusu olarak algılamamanızı dilerim.Tesadüfler olarak da değerlendirilebilir.Tartışmaya açık hoşluklar bence. Bunlardan bir tanesi geçtiğimiz kış bir arkadaşımın blogunda konuk yazarken yazdığım bir "farketme" idi.28.12.2008'den aynen aktarıyorum:"Gece gece, zaman zaman çok severek dinlediğim Pinhani'yi list ettim ekranımda.. Albümünü iyice dinleyecektim sağlıklı zaman ayırarak."Seni bana anlatırlar" şarkısını dinleyince sanırım Ozzy Osbourne tıkladım yanlışlıkla diye ekrana döndüm ki yanılmışım.Gerek yoktu buna Pinhani demeden önce acaba ekşide bunun mevzusu olmuş mudur diye düşünüp hemen açtım ki Mestre nickli yazarın meğerse 2 sene önce yazdığını gördüm.Üstüne başka da entry göremedim."Mama I'm Coming Home" bu kadar bilinmez mi sanıldı Pinhani acaba? "
O dönem itibariyle bu konuda hiçbir yazı ve yorum okumadan ve duymadan,şarkıyı dinlerken refleks olarak vermiştim bu tepkiyi.Bugün itibariyle internette bu karşılaştırma konusunu araştırdığımda 2009 tarihli epey yazı ve yorum görebiliyorum.Demek ki farketme konusunda haksız olmadığım kadar iyi ve hızlıymışım da:) (http://atanalirspor.blogspot.com/2008/12/pin-hani.html) Yine de introların çok benzerliği ve şarkının yumuşak tınısının etkisi dışında aynı şarkı olmadığı aşikar.Her iki şarkıyı da sayfanın sağ tarafında dinleyebilirsiniz.Yorum sizin.
2- "şeşhane"ye dair iki Reha

Reha Muhtar bir yazısında şöyle açıklamış ikisi arasındaki farkı; "Şeş-hane namlusunda 6 adet yiv bulunan tüfek ve toplara denir...Önceki zamanlarda kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, kısaca yivin bulunmasıyla kullanılmaz olurlar...Şaş-hane namlusunda 6 adet yiv bulunan yeni silahlara verilen ad olmuş o dönem...Kaval biçimindeki namlular ise tedavülden kalkmış...Altı kaval üstü şeşhane biçiminde bir silah olmayacağını söylemek için olmayacak şeyleri anlatmada bu deyim kullanılır... "(02 temmuz 2009 Vatan) "Son Yeniçeri" romanının yazarı Reha Çamuroğlu'da romanında bu silahların ve terimlerin kullanıldığı bir dönemi detaylı anlatmasına rağmen silahı tasvir ederken şişhane olarak kullanmış(everest yayınları -cep kitap versiyonu sayfa 171) Romanı okurken aklıma Muhtar'ın yazısı geldi.Kendisine e-mail attım ama mesaj 2 kez geri döndü.Her 2 Reha bey ile tanıştığımda bu durumu paylaşacağım.
23 Ağustos 2009 Pazar
1-iki benzer durum üzerinden


LOST 'u bu yaz geniş zamanda izlemeye karar verdim.Tabi her gecikmişler gibi bir sezon/bölüm yığılması ile karşı karşıya kalarak az zamanda çok yol,kısa sürede çok merakı giderme telaşı içerisine girdim.Bir taraftan izlerken bir taraftan oluşan yan kültürü takip etmek gerekiyordu.Üçüncü sezon itibariyle danışan ve soran olmaktan,yorumlayan olmaya geçme hakkı kazandığımı hissettim.Aynı günlerde yine bir gecikmişlikle okuduğum Puslu Kıtalar Atlası'(İhsan Oktay Anar-1995)nda geçen bir olayın Lost'un 3.sezon 4.bölümündeki(Orjinal yayın tarihi: Ekim 25,2006) bir durumla benzeş olduğunu farkettim.Ben'in Sawyer'a kalp pili takması sonrası yaptığı uyarı kitapta Ebrehe'nin Hınzıryedi'ye içirdiği ilaç hikayesi ile aynıydı.Birisi artık heyecanlanmamalıydı,diğeri hergün hap almak zorunda olacaktı.Ama her ikisi için de bu durum sadece aldatmacaydı. Ben,Sawyer'a bunu açıkladığında kitaptaki sahne aklıma gelmişti.Bölüm bittikten sonra internette araştırdığımda bu benzerliğin farkedilmediğini gördüm.Sizlerin fikirlerini almak isterim.Ne dersiniz? çalıntı ve esinlenme iddialarının hayli fazla olduğu bu dizide bir parça da Türk katkısı olabilir mi?
Etiketler:
farkettiklerim,
kitap,
lost
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






