farkettiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
farkettiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2009 Cuma

21 - Ramazan


Ramazan bayramınız mübarek olsun demiş bir ay gecikmeyle Behlül Kaçar

4 Eylül 2009 Cuma

14 - İlk Ofsayt


Aşk-ı Memnu yeşil sahalara döndü ve gündeme birçok soru işareti bırakmak gibi bir oyun sistemi ile bu sezon devam edeceğinin sinyallerini verdi.Beraberinde birçok tartışma yarattı ki “kedi kim?” tartışması bunların başında geliyor.Devamlılık anlamında oyunculardaki yaz esmerlikleri ve Nihat’ın yeni dublajı da eleştiriler arasında.Birçoğuna alışılacak ve çoğu düzeltilecektir.Fakat benim gözüme takılan bir sahne vardı ki buna forumlarda pek rastlayamadım.Bihter’in tekneye gidip Behlül’le konuştuğu sahnelerde Behlül’ün sevişme gecesine dair tahmin ve yorumları,cep telefonu kapalı şekilde sızmış kalmış bir insanın bilgisi olabilecek yorumlar değildi pek.Neticede Behlül’ün balıkçı kaptanın cep telefonundan evde Nesrin ile yaptığı konuşmanın birebir verildiği düşünülürse Behlül, Süleyman Efendi’nin saksılarla ilgili “Kedi yorumunu” nereden biliyordu? Diyelim ki tekneye kıyıdan botla gelirken iki çift kelam eylediler.O vakit tekneden ta ki içeri girene dek suskun kalan ikilinin ilk diyalogları neden “telefonun kapalı" olur? Devamında matmazel ve anne seçeneklerini sunar Bihter.Behlül’ün buna cevabı “önce Nihal çıktı karşıma demiştin" olur.Bunu Bihter yola gelirken Behlül’ün kapalı olan cep telefonunun sekreterine not bırakır.Behlül’ün ayfonu,Nesrin şarj cihazı getirene kadar kapalıdır ve o notu henüz dinlememiştir.Muhtemelen botta laflanmıştır diyeceğim tekrar ama o zaman mevzu başlayınca içeriye kadar neden uzun bir suskunlukla ara verildi anlaşılmıyor. Behlül’ün ağzından çıkan tek gerçekçi bilgi Nesrin’den matmazel’in evine gittiği bilgisi idi. Yani pek sonradan kurtarılamayacak bir devamlılık hatası ile başladı dizi ama olsun Yaz rehaveti atılınca bunlarla karşılaşılmayacaktır diye düşünüyorum Türkiye’nin en çok izlenen dizisinde.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

3- zaman zaman sağlama yapmak




Farkettiklerim etiketi altında yazdıklarımı itham konusu olarak algılamamanızı dilerim.Tesadüfler olarak da değerlendirilebilir.Tartışmaya açık hoşluklar bence. Bunlardan bir tanesi geçtiğimiz kış bir arkadaşımın blogunda konuk yazarken yazdığım bir "farketme" idi.28.12.2008'den aynen aktarıyorum:"Gece gece, zaman zaman çok severek dinlediğim Pinhani'yi list ettim ekranımda.. Albümünü iyice dinleyecektim sağlıklı zaman ayırarak."Seni bana anlatırlar" şarkısını dinleyince sanırım Ozzy Osbourne tıkladım yanlışlıkla diye ekrana döndüm ki yanılmışım.Gerek yoktu buna Pinhani demeden önce acaba ekşide bunun mevzusu olmuş mudur diye düşünüp hemen açtım ki Mestre nickli yazarın meğerse 2 sene önce yazdığını gördüm.Üstüne başka da entry göremedim."Mama I'm Coming Home" bu kadar bilinmez mi sanıldı Pinhani acaba? "

O dönem itibariyle bu konuda hiçbir yazı ve yorum okumadan ve duymadan,şarkıyı dinlerken refleks olarak vermiştim bu tepkiyi.Bugün itibariyle internette bu karşılaştırma konusunu araştırdığımda 2009 tarihli epey yazı ve yorum görebiliyorum.Demek ki farketme konusunda haksız olmadığım kadar iyi ve hızlıymışım da:) (http://atanalirspor.blogspot.com/2008/12/pin-hani.html) Yine de introların çok benzerliği ve şarkının yumuşak tınısının etkisi dışında aynı şarkı olmadığı aşikar.Her iki şarkıyı da sayfanın sağ tarafında dinleyebilirsiniz.Yorum sizin.

2- "şeşhane"ye dair iki Reha



Reha Muhtar bir yazısında şöyle açıklamış ikisi arasındaki farkı; "Şeş-hane namlusunda 6 adet yiv bulunan tüfek ve toplara denir...Önceki zamanlarda kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, kısaca yivin bulunmasıyla kullanılmaz olurlar...Şaş-hane namlusunda 6 adet yiv bulunan yeni silahlara verilen ad olmuş o dönem...Kaval biçimindeki namlular ise tedavülden kalkmış...Altı kaval üstü şeşhane biçiminde bir silah olmayacağını söylemek için olmayacak şeyleri anlatmada bu deyim kullanılır... "(02 temmuz 2009 Vatan)


"Son Yeniçeri" romanının yazarı Reha Çamuroğlu'da romanında bu silahların ve terimlerin kullanıldığı bir dönemi detaylı anlatmasına rağmen silahı tasvir ederken şişhane olarak kullanmış(everest yayınları -cep kitap versiyonu sayfa 171) Romanı okurken aklıma Muhtar'ın yazısı geldi.Kendisine e-mail attım ama mesaj 2 kez geri döndü.Her 2 Reha bey ile tanıştığımda bu durumu paylaşacağım.

23 Ağustos 2009 Pazar

1-iki benzer durum üzerinden



LOST 'u bu yaz geniş zamanda izlemeye karar verdim.Tabi her gecikmişler gibi bir sezon/bölüm yığılması ile karşı karşıya kalarak az zamanda çok yol,kısa sürede çok merakı giderme telaşı içerisine girdim.Bir taraftan izlerken bir taraftan oluşan yan kültürü takip etmek gerekiyordu.Üçüncü sezon itibariyle danışan ve soran olmaktan,yorumlayan olmaya geçme hakkı kazandığımı hissettim.Aynı günlerde yine bir gecikmişlikle okuduğum Puslu Kıtalar Atlası'(İhsan Oktay Anar-1995)nda geçen bir olayın Lost'un 3.sezon 4.bölümündeki(Orjinal yayın tarihi: Ekim 25,2006) bir durumla benzeş olduğunu farkettim.Ben'in Sawyer'a kalp pili takması sonrası yaptığı uyarı kitapta Ebrehe'nin Hınzıryedi'ye içirdiği ilaç hikayesi ile aynıydı.Birisi artık heyecanlanmamalıydı,diğeri hergün hap almak zorunda olacaktı.Ama her ikisi için de bu durum sadece aldatmacaydı. Ben,Sawyer'a bunu açıkladığında kitaptaki sahne aklıma gelmişti.Bölüm bittikten sonra internette araştırdığımda bu benzerliğin farkedilmediğini gördüm.Sizlerin fikirlerini almak isterim.Ne dersiniz? çalıntı ve esinlenme iddialarının hayli fazla olduğu bu dizide bir parça da Türk katkısı olabilir mi?